Anime, yıllardır Japonya’nın en güçlü kültürel ihracatlarından biri olarak küresel eğlence sektörünü etkilemeye devam ediyor. Ancak sektörün deneyimli isimlerinden biri olan Jerome Mazandarani, Batılı animasyon sektörünün hala kendi potansiyelini tam anlamıyla kullanamadığını düşünüyor.
Eski Manga Entertainment yöneticisi Mazandarani’ye göre Avrupa ve Amerika’daki birçok yetenekli animatör, aslında yapmak istedikleri projeler yerine daha güvenli ve çocuk odaklı yapımlara yönlendirilmek zorunda kalıyor. Özellikle aile dostu içeriklerin baskın olduğu sektörde, daha olgun temalar işlemek isteyen sanatçıların yaratıcılıklarının sınırlı kaldığını savunuyor.
Mazandarani’nin en dikkat çeken sözlerinden biri ise şu oldu: “Uluslararası animasyon topluluğunda herkesin içinde bir anime var.” Ona göre Batı’da anime estetiğine ve anlatım biçimine büyük ilgi duyan çok sayıda sanatçı bulunuyor. Ancak sektör yapısı, bu yaratıcı enerjinin ortaya çıkmasını zorlaştırıyor.
Bu tartışma son yıllarda daha görünür hale geldi. Özellikle Castlevania ve RWBY gibi yapımlar, anime etkilerini Batılı prodüksiyon anlayışıyla birleştirerek dikkat çekti. Buna rağmen bu projeler, anime topluluğunun tamamı tarafından “gerçek anime” olarak kabul edilmedi ve uzun süre tartışma konusu oldu.
Mazandarani ise bu noktada Japonya’yı birebir kopyalamak yerine, yerel kültürle anime anlatımını harmanlayan daha özgün projelerin ortaya çıkması gerektiğini düşünüyor. Çünkü ona göre Batılı animasyon stüdyoları teknik yetenek açısından geride değil; sorun daha çok hangi tür hikayelerin desteklendiğinde yatıyor.
Bugün anime, yalnızca Japonya’ya ait bir tarz olmaktan çıkıp küresel bir anlatım diline dönüşmüş durumda. Bu yüzden ilerleyen yıllarda Fransa, İngiltere ya da Amerika’dan çıkan daha karanlık, daha yetişkin odaklı ve anime etkili yapımların artması sürpriz olmayabilir.
Peki sizce Batı animasyonu gerçekten anime seviyesinde güçlü hikayeler üretebilir mi, yoksa animeyi özel yapan şey tamamen Japon kültürü mü?